17 Aralık 2010 Cuma


Evden / Henri de Toulouse Lautrec Reprodüksiyonu



Sanat kokan bir yazı ile bu haftayı kapatmak istedim.
Vakit ayırıp okursanız çok keyif alacağınıza eminim.

Öncelikle dekorasyondan bahsedeyim. Henri de Toulouse Lautrec'in "Jane Avril at the Jardin de Paris" reprodüksiyonu yıllar öncesinden annemden araklama :) Paspartu kullanmadan, biraz mesafe bırakarak mat cam ile mat metalik taşlanmış görünümlü çerçeve yaptırmayı tercih etmiştim. Yine aynı reprodüksiyonun metal panosunu, hafif olduğu için 3M'in sakız benzeri stickerları ile evin girişine asmıştım.

Ayrıca fotoğrafta gördüğünüz lamba, Almanya'dan dayımın gençliğinden kalma bir objeyken ben onu abajurcuda lamba yaptım. Özellikle seramik oluşu, aile mesleğimizden dolayı sır kalitesi ve çalışma tekniği olarak değerli olduğunu anladığım için, bir köşeye atılamayacak kalitedeydi. Deliklerinden süzülen ışıkla "Evine hoş geldin" der gibi bizleri karşılıyor...

Dekorasyona dair yazdığım ve yaptığım tüm yazılar için buraya lütfen...


Henri de Toulouse Lautrec

Tarih 24 Kasım 1864. Fransa’nın güneyindeki Albi kentinde Hotel de Bosc’un bir odası. Kont Alphonse de Toulouse-Lautrec’nin eşi Adeledoğum sancılarıyla boğuşmaktadır. Sabaha karşı saat 06.00 sularında Henri dünyaya gelir. Böylece başlar ünlü ressam Henri de Toulouse-Lautrec’nin yaşamı. Birkaç yıl sonra Henri’nin küçük kardeşi Richard doğar. Ama ne yazık ki çok uzun yaşamaz ve 1868 yılında henüz bir yaşındayken ölür. Genç çift bu olayın ardından ayrılır. Henri için zor günlerin başlangıcıdır bu tarih. Artık mutlu bir aile yuvası çok uzağındadır.

Her ne kadar annesiyle kalsa da mürebbiyeler tarafından büyütülür. Kontes 1872 yılında sekiz yaşındaki Henri’yi de yanına alarak Paris’e taşınır. Ekim ayında küçük Henri Fontanes Lisesi’ne kayıt olur. Buradaki yılları güzel geçecektir. Resim merakı okul döneminde başlar. Kitaplarının üstü skeçler ve karikatürlerle doludur. İlk resim derslerini babasının da arkadaşı olan sağır dilsiz hayvan ressamı René Princeteau’dan alır.

Daha Paris’e geleli üç yıl olmuştur ki Henri’nin bir kemik hastalığına sahip olduğu anlaşılır. Bedensel gelişimi neredeyse durmuştur. Kontesle birlikte Albi’ye dönerler. Pek çok doktorun fikirleri alınır ve Henri özel bir bakım altında yaşamaya başlar. Böylece okul yaşamı biter ve eğitimini özel derslerle sürdürür. Artık zamanının çoğunu kitap okuyarak ve resim yaparak geçirmektedir.

1878 yılında geçirdiği bir kaza sonucu sol bacağı kırılır. Henüz sol bacağı iyileşmemiştir ki 1879 yılı ağustos ayında annesiyle birlikte Barèges’te yürürken tekrar düşer ve sağ bacağını da kırar. Uygulanan hiçbir tedavi işe yaramaz. Ancak bastonlar yardımıyla yürüyebilmektedir. Her iki bacağı da son derece ince ve kırılgandır. Henri artık sakattır. Henüz 15 yaşında olan genç delikanlının en hareketli geçmesi gereken çağı fiziksel acılarla dolar. Bu zorlu dönemde amcasının da teşvikiyle resme daha fazla yönelir. Bedensel özrü nedeniyle içinde biriken enerji onu daha da üretken kılmaktadır. 1881 yılına gelindiğinde farklı tekniklerdeki çalışmalarının sayısı 2400’e ulaşır. Ressam olmaya karar vermiştir. Annesiyle konuşur ve Paris’e giderek Princeteau’nun stüdyosunda çalışmaya başlar.

Princeteau’nun stüdyosunda geçen bir yıl boyunca pek çok ressamla tanışır. 17 Nisan 1882’de Princeteau ve Henri Rachou’nun tavsiyesiyle ünlü sanatçı Léon Bonnat’ın atölyesine geçer. Léon Bonnat Paris Akademisi’nin hoşgörüsüzlüğüyle tanınan öğretmenlerinden biridir. Eylül ayında Bonnat’ın stüdyosu kapandığında Ferdon Cormon’un stüdyosuna devam etmeye başlar. Sınıf arkadaşları arasında Rachou Albert Grenier Charles Laval François Gauzi ve Louis Anquetin gibi isimler vardır. Emile Bernard ve Vincent Van Gogh’la da burada tanışır.

Daha önce yazdığım görmeyenler için; Amsterdam'da gittiğim Van Gogh Museum - Illusie en werkelijkheid.

Van Gogh’la tanışması onun için bir dönüm noktası olur. izlenimciliğe bir tepki olarak doğan post-empresyonistlere katılır. Bu akım tüm geleneksel kuralları alt üst eder. Akımın temsilcileri çalışmalarına sadece gördüklerini yansıtmak yerine kendi kişisel dünyalarını da katarlar. Sonraki tarihlerde Toulouse Lautrec de Van Gogh gibi ressamlarla birlikte akımın en önemli temsilcileri arasında anılacaktır. 1884 yılında ilk karma sergisini açar.

Ardından ilk ilişkisi gelir. 17 yaşındaki Marie Charlet aynı zamanda modelidir. ‹lişkileri çok uzun sürmez. İkinci ilişkisini yine modeli olan Suzanne Valadon’la yaşar. Valadon 1888’de intihar edene kadar onun sevgilisi olarak kalacaktır. Mouilin Rouge da dâhil olmak üzere Paris’in tüm ünlü pavyonlarının ve kabarelerinin düzenli müşterisidir. Çok fazla içer gece hayatının kendisini yıpratmasına karşın alkol ve eğlence tutkusundan vazgeçmez. Tüm bu mekânlar kentin varoşları dansçılar fahişeler resimlerinin ana konusudur. Hatta dansçıların ve fahişelerin resimlerini yaptığı için sık sık muhafazakârların eleştirilerini alır. 1891 yılında ilk taş baskılarını ve kendisine ün getirecek ilk posterlerini üretir.

İlk kişisel sergisi 1893 yılında gelir. 1894–1897 yılları arasında Avrupa’yı dolaşır. Pek çok sergi açar. 1899 yılında sağlığı hızla bozulur arkasından depresyon ve halüsinasyonlar baş gösterir. Bir sanatoryuma yatarak tedavi görmeye başlar. 1900 yılında yaşama olan bağlılığı giderek zayıflar alkole olan düşkünlüğü doruk noktasına ulaşır. 1901 yılında Paris’ten ayrılarak annesinin yanına döner. 9 Eylül günü henüz 36 yaşındayken aldığı çok fazla alkolün etkisiyle hayata gözlerini yumar. Arkasında sayısız tablo desen ve poster çalışması bırakır.

Modern grafik sanatının şimdiki konumuna erişmesindeki en büyük paylardan biri hiç kuşkusuz Henri de Toulouse Lautrec’ye ait. O 1800’ler Paris’inin entelektüel yaşamında derin izler bırakmış o güne kadar ikinci sınıf olarak görülen afişin bir sanat eseri olarak değer kazanmasını sağlamıştı. Fransa’nın en köklü ve varlıklı ailelerinden birine mensuptu. Ama hayatı aristokratların zengin ve soğuk dünyasından çok kentin kenar mahallelerine dışlanmışların arasına asilzadeler tarafından hor görülen Paris’in eğlence mekânlarına doğru aktı. Belki bunun nedeni tüm yaşamı boyunca kendisine eşlik eden fiziksel acılarıydı. Ne de olsa o her iki bacağı da sakat geçirdiği kemik hastalığı ve kazalar nedeniyle boyu 1.52 m. olarak kalmış bir adamdı.

Yani asil bir aileden gelmesine rağmen toplumun bir kenara fırlattıklarından biriydi. Ama bu kentin bohem yaşamında önemli bir yer edinmesine engel olmadı. Bir ressam olmaya karar verip Paris’e yerleştikten sonra Léon Bonnat’tan Ferdon Cormon’a Emile Bernard’dan Vincent Van Gogh’a kadar pek çok ünlü ressamla tanışarak onların saygısını kazandı. Hareket özgürlüğü doğuştan kısıtlanmış olan Toulouse Lautrec resimlerinde en çok doğaya insanlara ve kent yaşamının canlı yüzlerine yer vererek döneminin görsel günlüğünü tuttu.

Onu ilk ünlü yapan Paris’in dünyaca ünlü pavyonu Moulin Rouge için tasarladığı afişti.

Oysaki afiş o tarihte baskıyla çoğaltılabilen kopyaları çıkarılabilen basit bir reklam aracı olarak görülüyordu. Fakat Toulouse Lautrec’in göz dolduran tasarımlarıyla afiş ucuz bir baskı nesnesi olmaktan çıktı. Söz konusu olan sanatı olduğunda o özgür bir ruh ve sınır tanımayan biriydi. Peki neydi onu böylesine cesur işlere imza atmaya iten? Bu sorunun yanıtı acılarla dolu yaşamının ayrıntılarında gizlidir.

Henri de Toulouse Lautrec 1800’ler Paris’inin entelektüel yaşamında derin izler bırakmış o güne kadar ikinci sınıf olarak görülen afişin bir sanat eseri olarak değer kazanmasını sağlamıştı.

Bedensel özrü nedeniyle içinde biriken enerji Toulouse Lautrec’yi daha da üretken kılar. 15 yaşındayken farklı tekniklerdeki çalışmalarının sayısı 2400’e ulaşır.

Henri de Toulouse-Lautrec (d. 24 Kasım 1864 Albi - ö. 9 Eylül 1901) Fransız ressam.
Aristokrat bir aileden gelen Henri de Tolouse-Lautrec'in; resim konusundaki büyük yeteneği henüz çocuk yaşlardaçizdiği karikatürlerle belli oldu. Akraba evliliğinden kaynaklanan bir nedenle ne olduğu saptanamayan genetik bir hastalığın yarattığı kırılgan kemikler yüzünden 1878 ve 1879 yıllarında acı veren bir tedaviyle boy uzatma çabaları sonucu; her iki bacak kemiklerinin kırılmasıyla kısa boylu kaldı hem de sakat kaldı.

Sakat kalmasıyla; annesi ondaki resim yeteneğini keşfetti. Babasından göremediği desteği annesinden alan Lautrecklasik anlayıştaki resmi değil "poster" temeline dayanan ressamlığa yöneldi. Seçimi onu başarıdan başarıya götürdüünü bütün Paris'e yayılan Lautrec'in posterleri duvarlardan kapışıldı. Henüz 17 yaşındayken denemelerinin sayısı 2400'ü bulmuştu. Emile Bernard Van Gogh gibi ressamlarla tanıştı empresyonist akıma kapıldı. 1894–1897 yılları arasında Avrupa’yı dolaştı bir çok sergi açtı. Ancak gerçek ününe Moulin Rouge müzikholünü anlatan resimler yaparak kavuştu. Babasıyla olan geçimsizliği ve engelli halinin verdiği bunalımlarla alkole sığınan sanatçı genelev çalışanlarını çizmeye giderek geneleve yerleşip orada yaşamaya başladı. Frengi hastalığına tutulan Tolouse-Lautrec genç yaşta öldü.

Henri de Toulouse-Lautrec'in henüz ölmeden Louvre müzesinde yer almaya hak kazanan ilk ve tek sanatçı olduğu iddia edilir.

Ayrıca Paris'te gittiğim Louvre Müzesine dair tüm fotoğrafları ve yazılarımı buradan okuyabilirsiniz.

Kaynak: Sanat Tarihi & Ünlü Ressamlar Ansiklopedisi

31 Yorum Oku / Yorum Yaz :

Aslısın   17 Aralık 2010 20:53  

Bayılırım Lautrec'e, yatak odamda kankan yapan kadın var, her girişimde bakar bakar severim o posteri.

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   17 Aralık 2010 20:55  

Aslısın her biri sevilecek kalitede bence. Benim yerime de sev canım.

yasemen k.   17 Aralık 2010 21:07  

dekorasyon gerçekten şahane edim, her bir parçanın elinden geçtiğini söylemesen de anlardım ztn ;)

Ayrıca çok seviyorum edi gezelim,görelim,öğrenelim postlarını (: hep böyle yaz ben seve seve okurum (:

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   17 Aralık 2010 21:11  

yasemen k. tatlım aslında öyle dahiyene bir dekorasyon değil ama ben seviyorum ya mühim olanda bu! Hoş beğenmişsin ne güzel :) Ah canım sağol ya, keşke fotoğraflara resim demese insanlar, keşke fotoğraflara bakıp yazmak yerine okusalar keşke... O kadar komik ki bizim insanımız, yarışmalara yorum alanı kapalı şu saate kadar onaylanmayacak yazmışım hala ilk yorum benden diye yazanlar var :) Gülerim ağlanacak halimize... :)

GÖNÜL   17 Aralık 2010 21:37  

sevgili eda tanımıyordum ama okadar detaylı bilgilendirmişsinki sayende tanıdım çok hoş ve değişik bir eser resimden anlamam ama çok beğendim dekorasyon süper canım öptüm :)

GÖNÜL   17 Aralık 2010 21:38  

sevgili eda tanımıyordum ama okadar detaylı bilgilendirmişsinki sayende tanıdım çok hoş ve değişik bir eser resimden anlamam ama çok beğendim dekorasyon süper canım öptüm :)

fashıonable princess   17 Aralık 2010 23:01  

Vay be ilk defa duydum ben bu ismi :( etkileyici bi hayat hikayesi gerçekten şimdi eserlerine bakacağım hatta.Bu arada insanın evinde kendi dokunuşlarıyla oluşturduğu ya da ailesinden yadigar hikayesi olan parçalar kullanması çok hoş sen bunların ikisini de kullanmışsın bence bu tarz bi dekorasyon kusursuz bir iç mimar dekorasyonundan çok daha 'yuva' havası katıyor eve.İleride kendi evimi ben de böyle dokunuşlarla dekore etmek isterim..
Öpüyorumm

reyhane   17 Aralık 2010 23:19  

Canımın Stili çok leziz bir yazı olmuş sanat adına.Öyle sıradan kıytırık yazmak yerine dolu dolu yazmışsın yine.Zevkle okudum.Zevkine hayran oldum..

ÖRGÜÇANTAM   18 Aralık 2010 01:52  

mükemmel bi yazı büyük bir zevkle okudum,yıllar önce izlediğim bir filmi hatırlattı bana acaba omu dedim amadeğilmiş oda farklı bir sanatçının hayatıydı
(Daniel day-lewis oynamıştı,Christy Brown un hikayesini çok etkilenmiştim seyrederken.)
teşekkürler canım yüreğine kalemine sağlık

Lilacsmell   18 Aralık 2010 02:39  

Mmmm harika görünüyor Edicim

yaşamsal ganimetler   18 Aralık 2010 03:26  

öncelikle ressam hakkında bilgileri okudum bakıp geçmedim bunu bilesin...sonra gelelim şu yaptığın cancağızlarına çok hoş güzel bir bakış açısı ben eski şeylerin değerlendirilmesinden yana olduğum için sevdim=)yaşım on beş ve babaanemle köy evindeki fotolara bakıyorum elime iki kağıt geçiyor diyorum bunlar ne tapudur kızım bilmem bak diyor açıyorum o nee aman allahım gözlerime inanamıyorum.2 adet diploma ve babaanemle dedeme ait tarih 1934 hesap hendese dersi vs.gibi terimleriyle..istiyorum aman kızanım napıcan bea onları kağıt parçası diyor diyorum sakın babaanem öyle deme onlar benim kıymetlim bundan sonra...aradan geçiyor 4 yıl evleniyorum ..kapalıçarşıda çalışan küçük kaynıma verip çerçeveletmesini istiyorum..gelen bakıyor giden bakıyor..ve herkesin hoşuna gidiyor..bu arada dayının objeyi lambaya çevirmen hoş büyük kaynımın kapalıçarşıda dükkanı var ve aynen buna benzer fas işi lambalar satıyor ....onlara beznzemiş kendiside ilginç objelerden bu tarz lambalar yaptırır.tanıdık bu yüzden bize=)
öptüm seni temiz yüreğine inandığım inanmak istediğim çirkin kadın çoook çirkin=Pehehe şaka hee=Pbiz sevdiklerimizi çirkin diye severik nazar değmesin=P böyyy

nihalasli   18 Aralık 2010 05:54  

Wikipedia edi:) Bu sekilde anlatimlarini bende seviyorum ama ben ozellikle muze anlatimlarindaki gibi anlatimlarini daha cok seviyorum.
Fotograflara resim denilmesi konusunda bende takiliyordum ama gecti canim:) Bir iki kere yapani gozum gormuyorda surekli resim diyeni napayim kendi gorsun hatasini;)
Avize fikrin cok hosuma gitti.Surekli bir seyleri hazir almaya alismislar icin (ben dahil) cok iyi bir yonlendirme hem de icinde hatiralar var..Opuyorum

♥ Unicorn ♥   18 Aralık 2010 08:47  

şahanesin yine :) severek okudum.moulin rouge ve jardin de paris benim de favorilerim :) ben de paristen üzerlerinde bu resimlerin olduğu kağıt torbalardan almıştım hala da kıyıp kullanamıyorum :)

Özge Sipahioğlu   18 Aralık 2010 08:48  

sayende lautrec'e ait bu bılgılerı ogrendık fıstıgım bu arada moulın rouge ı ızlemis bırısı olarak siddetle tavsiye ederim.mcx

YETENEK-SİZİN   18 Aralık 2010 09:43  

Reyhan abla olayı özetlemiş:) bende ona katılıyorum:))

kuvvetli   18 Aralık 2010 11:07  

sevgili eda ,çok bilgilendirici güzel bir yazı olmus gerçekten .. sayende farklı bir konuda fikir sahibi olabiliyoruz .. blogunu bu nedenle takip etmeyi seviyorum .. her konuda yararlı birseyler bulabiliyor insan .. paylaştıgın için tesekkurler

Chido's   18 Aralık 2010 16:19  

Canım çok şık durmuş :)
lambada değişik ve zarif iyi ki kullanmışsın.
Moulın Rouge filmini bende ayrı severim.Aşk,tutku ve dansın süper bir karışımı.

Archilemi   18 Aralık 2010 23:16  

Haaarika.Bende minik kartpostallarını biriktirirdim üniversitedeyken hala duruyorsa değerlendirme zamanı geldi.Ahşap tabure el yapımı mı?Bayıldımm.Ohh eline sağlık.

Esin   19 Aralık 2010 11:37  

Ben lamba fikrine bayıldım... Süper...

Beardy   19 Aralık 2010 23:09  

çok güzel durmuş :)

Nazmiş Teyze   20 Aralık 2010 01:05  

çok bilgilendirici bir yazı olmuş teşekkürler;)

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   20 Aralık 2010 12:24  

GÖNÜL sağolasın tatlım bilgilenmek adına okumana sevindim canım :)

fashıonable princess daha detaylı araştır bak ne eserleri var canım. Haklısın insan hazır alınca bu tad ortaya çıkmıyor, kendinden katmak gibisi yok. Umarım yuvan olunca bir sürü şey yaparsın canım.

reyhane esta piti canım ciğerim, yaşasın sanat!

ÖRGÜÇANTAM sağoalsın ablam süpedi valla bak anımsattın bana, ben tşk ederim. Öperim ablası.

Lilacsmell merci canım.

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   20 Aralık 2010 12:33  

yaşamsal ganimetler canım benim detaylı okuman muhteşem hikayeni paylaşımın için çok merci. Yüzüm güldü okurken, değer bilen bir evlat olman ne güzel :) Sen beni hep böyle sev çok sevdim bunu :) Öperim fıstığımı.

nihalasli haklısın kendileri farketsinler tatlım ne yapalım diyorum ya Mevlana düzeltememiş insanları biz nasıl düzeltelim :) Merci kuzum her daim o zaman wiki tadında yazalım hehe :) Beğenmene sevindim canım, öperim.

♥ Unicorn ♥ ah canım sağol kıyılmaz valla haklısın bence o torbaları bile çerçeve yaptırabilirsin canım, aklında olsun ;)

Özge Sipahioğlu ne demek canım izledim canım seneler oldu :)

YETENEK-SİZİN eyvallah ciğerim :)

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   20 Aralık 2010 12:53  

kuvvetli ben tşk ederim sadece yarışmalara değil böyle yazıları da fikir beyan etmen çok ince. Asıl ben ederim canım.

Chido's sağol balım aynen kaç sene oldu izleyeli yeniden izlemek gerek.

Archilemi hazır balım uzak doğudan almıştık, bu arada o kartpostllar çoksa yan yana diz çerçeve yaptır kuzum.

Esin merci canım :)

Beardy oo sağol paşam :)

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   20 Aralık 2010 13:37  

Nazmiş Teyze size cevap yazmayı unutmuşum tşk ederim :)

demet   20 Aralık 2010 13:52  

Edacığım zevkli görsellerinin yanında böyle bilgilendirmeler yapman çok hoş.Sayende dağarcığımızı zenginleştirdik.Şeker antren de çok zevkli.Nazar değmesin

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   20 Aralık 2010 15:16  

demet ablacım çok merci asıl ben tşk eder öperim :)

Nazmiş Teyze   20 Aralık 2010 19:19  

farkettim ben de herkese özel yorum yapılmış ben atlanmışım üzüldüm,bozuldum :))) şaka tabi öenmli değil çok incesin Edoş;)

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   20 Aralık 2010 19:33  

Nazmiş Teyze ah kıyamam sana ben ya canım asıl siz çok zarifsiniz baaayan :) Öperim çokca :)

Yeşim   23 Aralık 2010 20:01  

Bebişim evin o kadar güzel ve özel ki :) her köşesi ayrı bir şıklıktaydı. Hatırlıyor musun diye sorarsan cevabım hayır :) detaylar yok ama bütün olarak harika bir yuva hatırlıyorum. Sanatla harmanlanmış, her objeye hak ettiği değer verilmiş, içinde iki güzel insanın yaşadığı muhteşem bir yuva orası :) ve ben yine sayende yeni bir ressam tanıdım. Teşekkür ederim tatlım.

ஐ : ) STİL DİREKTÖRÜ ( : ஐ   24 Aralık 2010 01:56  

Yeşom bu ne şahane bir kalp, ne içten sözler. Siz hep gelin detay detay anımsa, beraber olalım gülerek uzun uzun. Balım benim çat kapı geleceğin bir dostun var İstanbul'da biliyorsun zaten :) Arayı açma kırarım saksıyı hihi :)


Bu blogun tema tasarımı Stil Direktörü tarafından yapılmıştır.
Copyright © 2006 - 2015